Kategoriler

Rabıta Hakkında Sıkça Sorulan Sorular?

Rabıta ile kalp nimete değil onu verene bağlanmış olur. Hakikatte bunu, mürşidi vesilesi ile kendisine verenin Allah olduğuna iman ettiğinden, Allah’u Teala’ya şükreder. Mürşidine ise teşekkür eder. Peki bu hale ulaştıran rabıta nedir? Burada şöyle sorular akla gelebilir:

Gerçekte bütün nimetleri yaratan ve dilediği kimselere dilediği kadarını ulaştıran Allahu Teala’dır. Böyle bir anda rabıta yapmanın faydası ve onu nimete vesile görmenin ne faydası var?

Bu durum sebebe bağlanıp asıl vereni unutma ve ileri safhada şirke düşme tehlikesi taşımaz mı?

Bilinmesi gerekli olan ise şudur:

Bir nimete ulaşan kimse için asıl tehlike onu kendi nefsinden bilip, ben yaptım, ben çalıştım, ben kazandım’ diyerek gaflete düşmesidir. Elbette bütün mülkü yaratmak ve nimetleri taksim etmek Yüce Allah’a aittir.

Ancak Yüce Allah’ın dünya alemindeki âdeti, her şeyi bir sebeple yaratmasıdır. Bu alemin ayakta durması için en büyük sebeplerden birisi, yeryüzünde Allah’a ihlasla kulluk eden, O’nu zikreden salih müminlerin bulunmasıdır. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin ifadesiyle:

“Yeryüzünde Allah Allah diye zikredenler bulunduğu sürece kıyamet kopmayacaktır.

Kıyamet, dünyadaki hayatın sönmesi ve bütün hayat düzeninin bozulması demektir. Demek ki şu anda bütün insanlık, Yüce Allah’ın zikrini çeken salihlere teşekkür borçludur.

Çünkü bu dünya onların yaşadığı ilâhi ahlak ve yaptıkları zikir sebebiyle ayakta durmaktadır. Eğer dünyada Yüce Allah’ın adı anılmayacak ve dini yaşanmayacak, dünya hayatı niye var olsun?…

Şu hadisleri de burada hatırlamalıyız:

“İnsanlar, Allah’u Teala’nın kulları içinden seçtiği salihlerin sebebiyle yağmura kavuşur, onların bereketiyle müminler ilahi yardıma ulaşır, halktan umumi azap kaldırılır.”

“Allah bu ümmete ancak aralarındaki zayıf görünümlü salihlerin duası, namazı, orucu ve ihlası sayesinde yardım eder.”

İmam Rabbani (k.s), Hz. Peygamber’e varis olan ve dini hayatı canlandiran irşat kutbu bir veliyi (müceddid) tanıtırken şöyle diyor:

“Müceddit öyle bir kimsedir ki, ümmete gelen bütün feyiz ve maneviyat ancak onun sayesinde olur. Onun aracılığı olmadan hiç kimseye irşat, hidayet, nur ve feyiz gelmez.

Bu Allah’ın takdir ve tercihi ile böyle olur. Allah’u Teala irşat kutbu yaptığı zatı vesile ederek dilediklerine pek çok faydalar ulaştırır. Bazen bundan irşat kutbu olan zatın bile haberi olmaz”

İşte rabıta yaparak kendisine kalbin bağlandığı zat böylesi bir irşat kutbudur. Zaten bu yetki ve derecede olmayan kimseye, kendisinden feyiz almak için rabıta yapılması yasaktır.

İrşad kutbunun kim olduğunu o kimsenin irşadı gösterir. Onun veliliği ve peygamber varisi olduğu her halinden bellidir. Takva imamı olduğu güneş gibi ortadadır.

Mürit elde ettiği her nimetin kendisine gelmesi için ciddi bir sebep arayacaksa bu sebep, onun Allah’tan gafil olan nefsi değildir. Elbette her şey Yüce Allah’ın sonsuz rahmeti ve iradesiyle olmaktadır. Ancak Allah’u Teala kullarına göndereceği bir nimeti sayesinde ve onların içlerinden seçtiği bir kul vasıtasıyla göndermeyi daha çok sever.

Bu yüzden maddi ve manevi bir nimete kavuşunca yapılacak rabita, kalbi eşyaya değil, Yüce Mevla’ya bağlar. Kulu şirke değil şükre götürür.

Sadat- Kiram’dan Şah-ı Hazne (k.s), müridin günlük işleri ile meşgul olurken yapacağı hayali rabıtayı şöyle tarif eder:

“Mürit sanki üstadı daima kendisiyle berabermiş gibi düşünür. Bir şey yediği, dostlarıyla konuştuğu, başkalarıyla karşılaştığı zaman onu hatırından çıkarmaz. Yatacağı ve uykudan kalktığı vakit onun baş ucunda bulunduğunu düşünür.

Son Güncelleme Tarihi

Bu makale size yardımcı oldu mu?

Aradığınız sorunun cevabını bu makalede bulamadıysanız, anlamadığınız bir yer veya sormak istediğiniz başka sorularınız varsa alttaki yorum bölümünden paylaşabilirsiniz. En kısa zamanda cevaplamaya çalışacağım. Eğer makaledeki bilgiler size yardımcı olduysa teşekkürlerinizi, duygu ve düşüncelerinizi paylaşarak destek olabilirsiniz.