Allah’a İman

Allah’a iman, mümin olmak isteyen kişinin uyması gereken ilk şarttır. Allah’a nasıl iman edileceğini kişi kendi aklıyla değil dini bilgiler kaynaklarına bakarak öğrenebilir. Çünkü Allah’a en iyi şekilde nasıl iman edilmesi gerektiğini en iyi bilen Allah ve vahiy ile bildirdiği peygamberidir.

Allah’a İman Etmede Aklın Yeri

Allah Teala aklı yaratmak istediği zaman onu tek bir biçimde değilde çeşit çeşit yarattı. İşte bu çeşitlilik her canlının aklını kullanma hususunda ki sınırlamaları belirledi.

İnsan bu sınırlamaların haddini bilip üstüne düşenleri en iyi şekilde yapmalı ve üzerine düşmeyenler şeylere karışmamalıdır.

Eğer insan bu sınırların farkına varıp ona göre hareket ederse iyilik bulur ve sürekli başarıyı elde eder. Fakat insan haddini bilmez ve aklın sınırını aşmak isterse şaşkınlık ile hayretten başka hiç bir şey elde edemez. Zamanını boşa geçirmiş olur.

Çünkü Allah akla vazifesi olan şeyler ile yükümlü tutmakla beraber vazifesi olmayan işlere de burnunu sokmamasını emretmiş. İşte akıl kendi görevini bilmeli ve görevi dahilinde sadece yapması gerekenlere odaklanmalıdır.

Allah’a iman konusunda aklın yapması gereken Allah’ın şekli, cismi, yaşamı ve nasıl bir şeyi olduğunu bilmek değil bunları anlamakta aciz olduğunu anlayıp boyun bükmektir.

Akıl eğer boyun büker ve acizliğinin farkına varırsa o zaman Allah’a kul yani “Abdullah” olur. Allah’ın kullarından istediği de kendisine verilen emir ve yasakları eksiksiz bir şekilde yerine getirmektir.

Bu emir ve yasaklardan ötesini kurcalamak aklı aşmakta olup delalet sebebidir. Zaten akıl şöyle bir kendine baksa daha kendinin nasıl bir şey olduğunu kavrayamadığını anlar. Hal böyle iken kendini yaratanı kavraması da hiç olası değildir.

Şimdi burum da ortaya bir soru çıkıyor. Akla verilen bu emir ve yasakları Allah Teala kullarına nasıl bildiriyor? Tabi ki peygamberleri ile ulaştırdığı vahiylerle! Peki kendisine peygamber gelmeyen akıl ne yapmalı!

Kendisine Peygamber Gelmeyenin Allah’a İman Etmedeki Sorumlulukları

Kendisine peygamberin, dinin emir ve yasaklarının ulaşmadığı akıllı kimsenin kainata bakıp içindeki düzenden ibret alması beklenir. Çünkü her şeyin mükemmel bir şekilde olup belli bir düzen için de varlığını sürdürmesi kendi kendine olacak bir şey değildir.

Akıllı kimse bunu kavrayabilir ve kavramalıdır da! Çünkü aklı yaratan Allah Teala onu bir yaratıcının olduğunu ve ona iman etmesi gerektiğini anlayabilecek kabiliyet vermiştir.

Bunun dışında ki emirler, yasaklar, helaller ve haramlar için akıl sorumlu değildir. Allah böyle kimseleri bu sorumluluklardan yükümlü tutmaz.

Fakat eğer bu kimseler yaratılmış her hangi bir şeyi ilah edinir ve Allah’a şirk koşarsa mesul olur ve bunun hesabını ondan sorulur.

Allah’a İman Nasıl Başlar?

Çocukluktan beri kişi en başta ailesinin Allah’a iman ettiği şekille iman eder. Bu da taklidi iman denir. Zaman geçtikçe kişi büyür ve buluğ çağına erişir. Bundan sonra artık ibadet sorumlulukları başlar.

Kişi bu ibadetleri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışır. Çalıştıkça da kainata bakıp evrendeki düzeni tefekkür eder. Bu tefekkür sonucunda bunları yaratan rabbine hayran kalır onu zikretmeye başlar.

İşte kişi ibadet, tefekkür ve zikir ile olgunlaşmaya başlar. Olgunlaştıkça da rabbini tanımaya başlar ve ona yakini artar. Böyle Allah’a iman taklitten çıkıp tahkike dönüşür.

Bu tahkiki iman derecesine ulaşan kişi her geçen gün biraz daha iman konusunda ki derecesini geliştirir. Derecesi arttıkça Allah’ı tanımaya başlar, Allah’ı tanıdıkça daha çok imanı artar. Bu döngü bu şekilde seyreder. Çünkü bunun bir sonu yoktur.

Kişinin rabbini tanımasının en yüce sırrı, rabbinin bizzat kendisidir. Bununla beraber Allah’ın kişinin kalbine akıttığı feyiz, muhabbet ve berekettir. Bunları da en iyi şekilde yaşayan ve bizlere anlatan da peygamber efendimiz’dir. ﷺ

Hal böyle olunca şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya: Kişi Hz. Muhammed’in ﷺ yolundan gitmedikçe, onun dediklerini ve yaptıklarını yerine getirmedikçe gerçek manada Allah’a iman etmiş olamaz.

Çünkü Allah’a nasıl iman edileceğini en iyi peygamber efendimiz ﷺ bilir. Ondan ne daha iyi bilen vardır ne de daha iyi yaşayan. Bu sebeple kişi onun yolundan gitmeli ve ilahi muhabbete kavuşmayı hedeflemelidir.

Kişinin Allah’a olan yakinini artıran feyiz, muhabbet ve bereketin sırrı Allah’ı tanımada ne kadar aciz olduğunun farkına varmasıdır.

Aslında bu üç şey uzunca bir ilmin meyvesidir. Bu duruma Allah dostları iftikar durumu olarak açıklamıştır. Yani her anında Allah’a ne kadar aciz olduğu hatırlama hali. İşte bu hale ulaşmak o kadar kolay değildir. Çok büyük bir ilim ve marifet gerektirir.

Bir Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir